Kitaplar bitiyor, festivall bitiyor. Filmler izleniyor. Zaman geçiyor.
Bence trash film yapmanın zamanı geldi gibi. Bir dönem yankı uyandıran "Bekleyiş" filminden sonra yeni bir trash, insanların yüzünü güldürecektir. Zaten ürünler üst üste de çıkmaya başladı. Bir kayıp rüya, bir de emel derken bizim de bir şey sunmamız gerekiyor. HKi Trash Film sunar... Ta ta tam...
"SAKIN UYUMA!"...
BD'lilerin uyutmamazlık yemini, rüyasında karşısına çıkan garip karakterle şekillenirken, uyumaması gerektiğini hatırlıyor. Uyursa ne olur ne biter bu soru işareti... Kötü kahkahalı bir adam... Azrailleşen bir dünya da fantastik bir dünya bizlere sunuyor.
Sanırım uzun süre ilk defa senaryoya bindirdiğim bir film olacak. Belki antreman olur da yazmaya başlarım artık. Çünkü bu duraklama devri yüzünden hayra alamet değil hayatım. Bu bloğu kimsenin okumuyor oluşu bence gayet bir şey. Kendi kendime deliler gibi konuşabiliyorum.
Dudaklarım bu aralar boş. Artık öpüşmek sevişmek istiyorum. Çok boşladım cinsel ve sosyal hayatı. Gerçi sosyal hayal devam ediyor. Diğerini boşladık çok. Neyse iş yapmak da bir nevi cinselliktir.
Havada Trash kokusu var, umarım sıkılmam ve yaparım. Çünkü Trash kaçınılmaz bir tür...
Salı, Nisan 20, 2010
Pazartesi, Mart 29, 2010
Yalnızlık ve Mart Ayları...
Mart ayları genelde benim ilişki aylarımdır. Ya da şubat... Nasıl bir tesadüf anlamıyorum ama ben her daim kediler gibi ilişkilerimi şubat ve mart aylarında buluyorum. Bazen çok eskiden tanıştığım biri oluyor, bazen yeni tanıştığım biri oluyor. Ama oluyor işte...
Bu yıl ise tuhaf gerçekten de, henüz kimse yeni biri olarak çıkmadı karşıma. Sırf ilişki olsun diye de ilişki kurmak istemiyorum ki, bunu daha önce gerçekleştirdiğimde gereksiz bir olay olduğuna karar verdim. Aday yokluğundan bu mart ayında bu gerçekleşmediğine göre ya uzun süre yalnız kalacağım. Ya da artık yeni tarihlerle beraber yeni bir döneme falan giriyorum.
Aslına bakarsanız çok iyi bir işim olsa, bu kadar kızları bayanları dert etmeyebilirdim. Ancak kız arkadaşları insana çok fazla moral sağlıyor. Bu yüzden de insanın gereksinimlerinden biri haline geliyor. Tabii doğanın kanunu da var. Sevişmek bile insanın ihtiyaçlarından biri... Buna paralel olarak da, insan birileriyle tanışmak istiyor. Hatta sevişmek demişken, aklıma herkesle sevişemiyorum maddesi geldi. Neden denilebilir ama sanki içinde duygular olunca daha şehvet ve arzu oluyor işin içinde. Bir de son dönemde kendime güvensizliğim var. Ne olacak benim halim bilmiyorum.
Kafamdakileri mutsuzken toparlayamıyorum, mutluyken de mutluluğa daha fazla zaman ayırıyor insan. Ne olacak benim halim? Fırsatı yakalamışken değerlendirmeye bakacağım artık yoksa yaya kalacağım.
Konumuza geri dönersek, bahar geldi, yaz olacak. O dönemlerde benim için daha da sorunlar artacak ve hormonlar da zirveye oturacak. Bana göre birileri kimler olabilir ki? Aklımda birkaç isim var aslında ama o kişilerle arkadaşım ve ileride gereksiz bozukluklara neden olabilir ve benim hakkımda ne düşünüyorlar onu bile bilmiyorum. Fazla mı çocuğum onlar için ya da erkeksi, ne biliyim şirin, şişko, çekici ya da başka bir tabir. Bunu ben bilemeyeceğim. Ancak işleri riske atıp da onlarla ilişki başlatmaya da çalışmayacağım. Daha önce dedim ve büyük hayal kırıklıkları oldu. Cesaretim yok.
Olacaksa her şey kendiliğinden gelsin. Bir öpücükle mi olur, bakışmayla mı, gülümsemeyle mi onu bilemem.
Bunu zaman gösterecek...
Çarşamba, Mart 24, 2010
Pembe
Gündüzleri insan geceyi hissetmiyor. Gecenin karanlık kısmı, geceleri anlaşılıyor. Gece saklaması gerekirken, saklamamayı tercih ediyor. Açığa çıkan her detay da insanın canını acıtıyor.
Bugün tesadüfen onun pembe saçlarını gördüm. O an dedim ki, biz ayrılsak da kader bizi bir araya getirmeye çalışıyor. Toparlanabilse her şey netleşecek belki de ama yere düştükten sonra kalkamıyor. Bilmiyorum belki de kalkmıyor.
Benim hakkımda ne düşünüyor? Uzak bir ada mıyım onun için ya da her zaman yanında olmak isteyeceği biri miyim bilmiyorum.
Onu gerçekten de özlüyorum. Aklıma ayrılmayan bütünkenki hallerimiz geliyor. O an bana sımsıkı sarılmıştı ve demişti ki; "Hiç bitmeyecek..."
Biteceğini ben açık açık biliyordum o zamanlar, çünkü güzel şeyler uzun sürmezdi. Unutmayı tercih ettim ama işte.
Şimdi ise onu gördüğüm her dakika eriyorum kendi içimde. İçimden bir şeyler kopuyor. Eskiden sımsıkı tuttuğum eller, şimdi sigara kokuyorlar. Benim güzel parçam, artık mavi gözlü İstanbul gibi, tek farkı bizi bağlayan köprü sanki kırık. Ben atlayabiliyorum ama o köprüden atlayamıyor. Bu yüzden de ortada buluşamıyoruz hiç bir zaman.
Akan gözyaşlarından dolan deniz, belki de biz de akıyoruz hayatın içinde.
Metroya koşup yetişmeseydik karşılaşabilir miydik? Bir sonrakini bekleseydik. Zaman bize nasıl oyunlar oynuyor. Belki de Gizem ayaklarını öyle uzatmasaydı, İlhan takılmasaydı ona. Seni göremeyecektim bile, gözüm pembeye takıldı. Özlediğim, benim olan, sadece kalbi benim için atan pembeye. Bir zamanlar atıyordu ama artık atıyor mu?
Gece kanatlarını açmış ve bana mesajlar yolluyor...
O mesaj sen misin?
I don't know you
But I want you
All the more for that
Words fall through me
And always fool me
And I can't react
And games that never amount
To more than they're meant
Will play themselves out
Take this sinking boat and point it home
We've still got time
Raise your hopeful voice you have a choice
You'll make it now
Falling slowly, eyes that know me
And I can't go back
Moods that take me and erase me
And I'm painted black
You have suffered enough
And warred with yourself
It's time that you won
Take this sinking boat and point it home
We've still got time
Raise your hopeful voice you had a choice
You've made it now
Falling slowly sing your melody
I'll sing along
Bugün tesadüfen onun pembe saçlarını gördüm. O an dedim ki, biz ayrılsak da kader bizi bir araya getirmeye çalışıyor. Toparlanabilse her şey netleşecek belki de ama yere düştükten sonra kalkamıyor. Bilmiyorum belki de kalkmıyor.
Benim hakkımda ne düşünüyor? Uzak bir ada mıyım onun için ya da her zaman yanında olmak isteyeceği biri miyim bilmiyorum.
Onu gerçekten de özlüyorum. Aklıma ayrılmayan bütünkenki hallerimiz geliyor. O an bana sımsıkı sarılmıştı ve demişti ki; "Hiç bitmeyecek..."
Biteceğini ben açık açık biliyordum o zamanlar, çünkü güzel şeyler uzun sürmezdi. Unutmayı tercih ettim ama işte.
Şimdi ise onu gördüğüm her dakika eriyorum kendi içimde. İçimden bir şeyler kopuyor. Eskiden sımsıkı tuttuğum eller, şimdi sigara kokuyorlar. Benim güzel parçam, artık mavi gözlü İstanbul gibi, tek farkı bizi bağlayan köprü sanki kırık. Ben atlayabiliyorum ama o köprüden atlayamıyor. Bu yüzden de ortada buluşamıyoruz hiç bir zaman.
Akan gözyaşlarından dolan deniz, belki de biz de akıyoruz hayatın içinde.
Metroya koşup yetişmeseydik karşılaşabilir miydik? Bir sonrakini bekleseydik. Zaman bize nasıl oyunlar oynuyor. Belki de Gizem ayaklarını öyle uzatmasaydı, İlhan takılmasaydı ona. Seni göremeyecektim bile, gözüm pembeye takıldı. Özlediğim, benim olan, sadece kalbi benim için atan pembeye. Bir zamanlar atıyordu ama artık atıyor mu?
Gece kanatlarını açmış ve bana mesajlar yolluyor...
O mesaj sen misin?
I don't know you
But I want you
All the more for that
Words fall through me
And always fool me
And I can't react
And games that never amount
To more than they're meant
Will play themselves out
Take this sinking boat and point it home
We've still got time
Raise your hopeful voice you have a choice
You'll make it now
Falling slowly, eyes that know me
And I can't go back
Moods that take me and erase me
And I'm painted black
You have suffered enough
And warred with yourself
It's time that you won
Take this sinking boat and point it home
We've still got time
Raise your hopeful voice you had a choice
You've made it now
Falling slowly sing your melody
I'll sing along
Salı, Mart 16, 2010
Zamanın İzdüşümü
Zaman ne çabuk geçiyor öyle değil mi?
Bugün rastladığım kişi, bu blogun ortaya çıkmasını sağlayan kişiydi. Kocaman mavi güzel gözleri olan bir kız...
Görmedim onu ama kocaman olduğunu iddia etti. Belki de öyledir, bunu bilemiyorum.
Onu düşününce yüzümde kocaman bir tebessüm belirdi. Demek ki bazı insanlar özleniyor. Hayatından ne kadar çıkmış gibi görünseler de, sanki bir paradoksun içindeymişsin gibi peşini bırakmıyorlar.
Bana gülümsedikleri sürece hiç kimsenin hayatımdan çıkması gerektiğini düşünmüyorum. Kendi içimde bencil bir insan olduğumu reddemem. Bu yüzden herkesin sevgisini kutsal buluyorum.
Hayatımın bazı dönemlerinde karşıma çıkan özel insanlar var. O da onlardan biri. Temiz, saf, pek konuşkan olmayan, hayallerinin içinde yaşayan güzel bir kızdı.
Onunla konuşmak güzel geldi bana.
Çarşamba, Mart 10, 2010
Dost
Dostun giderken bencilce yalnız hissediyorsun kendini.
Ona herhangi bir zarar gelmemesini istiyorsun.
Neredeyse her gün gördüğün bir insan, şimdi göremediğin bir insan oluyor.
Yanında rahat rahat üzülemiyorum bile, ben güçlü durmazsam sen nasıl güçlü olacaksın ki?
Ben uzaklardan geldiğim gün demiştim sana, nolur gitme diye.
Şimdi ise gidiyorsun uzaklara.
Kardeşim gibisin ve bu yüzden canımı acıtıyor.
İnanıyorum döneceksin.
Umarım işlerin yolunda gidecek ve en kısa sürede döneceksin.
Ancak kısa süre bile olsa gitme fikrin tüylerimi diken diken yapıyor.
Biliyorum.
Erken döneceksin.
Her şey yolunda gitsin diye dua edeceğim.
Hep yanında olacağım.
Yattığın yatağın altında veya üstünde.
Yürüdüğün yollarda arkandaki sırada.
Yemek yediğin yerde, kolonun arkasında kalan masada.
Daima yanındayım.
Korkma üzülme sakın.
Sen hiç üzülme.
Ben senin yerine üzülürüm.
Sen yeter ki çabuk gel.
Özleyeceğim seni çok fazla "kadim dostum" benim.
Zaman yakında işlemeye başlayacak, ben ise bekleyeceğim...
Salı, Mart 02, 2010
Sigaralar ve Sevgililer Sağlığa Zararlıdır...
Haftasonları artık adet oldu dışarı çıkmak. Bilhassa cumartesi günleri... Teklifler gelir, ben ise giderim. Bu hafta iki taraftan teklif vardı. Biri übülünün arkadaşınındı, diğeri ise sinemanın birleştirdiği bir grup insandı. İkisi de aynı semtin, ayrı barlarında olunca, doğal olarak ikisine de teşrif etmek şart oldu.
Übülü... Onu görmek beni mutlu etti gerçekten de, sanki yıllardır görmemiş gibi oldum. Ya da yurt dışından geldi de, öyle buluştuk gibi oldu. Gerçi kendi ifadesine göre yurt dışından değil ama henüz bu dünyada değil tamamıyla beyni. Güzel giyinmişti, saçlarına maviler de ekmişti. Çok tatlı şirin kız modundaydı. Beni gece boyunda yalnız bırakmamaya çalıştı. Bana bir şey söylemek istiyor ama söyleyemiyor gibiydi. Kolu koluma değmesi bile benim garip şekillere girmeme yetiyor.
Yalnız o lanet olası sigara bokunu içiyor ya illet oluyorum. Sigara, bir nevi ilişkimizin sembolüydü onunla. Benimle beraber başladığında hastaydı, yaralıydı. Her şey kötü gibiydi. Sonra ben sigarayı bıraktırdım ona ilk iş olarak. Sonra yavaş yavaş yaralarını sarmaya başladım. Sigara içmek istediği her anda, ona sigara içmen serbest diyordum. Ancak apaçık bir kural vardı. O zıkkımı içersen, beni öpemezsin. Belki çok masum bir kural ama insanın ilişkilerindeki temel direklerden biri olabiliyor bazen. Sonra ben askere gittim geldim ve yavaş yavaş enkaza dönüşmüş birini gördüm karşımda. Ve o kural da artık yıkılmıştı. O sigaraya tekrar başlarken, aslında bir yandan da ne kadar reddetse de benden vazgeçtiğini anlatıyordu. Artık beni öpmesine gerek yoktu. Bana dokunmasına, ya da sokulmasına. Sigarasını söndürürken, beni içmeye başlamıştı. Şimdi ise beni söndürdü ve sigarasını içiyor.
Özgürlüğümü engelliyorsun dedi zaman zaman. Halbuki ben bu kural dışında ona herhangi bir kural koymadım hiç. Özgürlük onundu. O ise sigaranın özgürlük olduğunu düşündü. Ben herhalde zorba bir gardiyan gibiydim. Bunu hiç bir zaman bilemeyeceğim. Zaten kendi de çözemiyor bunu.
Sevişmek onun için bir tabu artık sanırım. Başını yaslayabileceği omzu arıyor. Eskisi gibi gelse yanıma ben onu yine kabul ederim ama yeni hali eskisi kadar rahat, özgür, korkusuz değil. Bizim ilişkimiz olgunlaştı artık, durgunlaşmamız lazım. Biraz daha ağırdan almalıyız demişti bir gün bana. Ben ise her an beni öpebilecek, insana aldırmayan sadece beni düşünen, arzulayan, var olan kızı özledim. Daha önceki diğer ilişkilerimde olduğu gibi ben ikinci plana atıldım yine. Bilmiyorum aslan burcu olmamla alakası var mı ama benim gibi bir tipin bazen egosunun da okşanması gerekiyor galiba.
Öyle bir şeyler işte. Cumartesileri dışarı çıkılıyor. Bazıları arkadaşlarıyla içip eğlenip hayatın kederini unutmak için, bazıları hüzünlerini durdurmak için, bazıları sırf facebook fotoğrafları çektirmek için. Bazıları ise özlediği yüzleri görmek için. Ben ise hayattan tat almak için... Carpe Diem Baby...
Perşembe, Şubat 25, 2010
Kapatmayın Sinemalarımı!
Sinema... Bu büyüyü nerede yakalar insanlar, tabii ki sinema salonlarında. O halde neden kapatıyoruz bu salonları ya...
Tamam diyenler olabilir. Bir sürü alışveriş merkezinde sinemalar var. Var ama yani? Sadece film seyredebiliyorsun. Eski tarihi bir yapı bile yok. Büyü bazen bu eski salonların varlığıyla da ortaya çıkabiliyor.
Süreyya sinemasını kapattılar. Hayallerimin sinemasıydı orası... Çocukluğumun sinemasıydı. Sonra irili ufaklı bir süre sinema kapandı. Neyse bu furya sakinleşti derken, Emek kapandı. Emek nasıl kapanır ya, daha kaç zaman oldu festival yapıldı orada.
Şimdi de Alkazar kapatılmak isteniyor. Üstelik de o sinemanın önemi de Hollywood sinemasına direnişin sembollerinden bir sinema orası. Orayı da kapatıyorlarmış. Yapmayın böyle şeyler.
Sinema - Tarih buluşması ne kadar oldu yapılalı? Yeni oradaydık. İnsanlar seviyorlar bu sinemaları.
Alkazar'ın güzel yanlarından biri de, bir salonun içinden girilebilen tuvaleti. Bana çok sempatik geliyordu orası. Tuvalete giden merdivenden çıkmadan önce kenarda bir piyano yatıyor, duvara yaslanmış. Ben daim oraya gittiğimde tıngırdatırım bişiler, piyanoyla konuşurum. Filmler dışında benim için ayrı bir keyiftir orası.
Kapatmayın sinemalarımı!
Etiketler:
alkazar,
emek,
sinema,
süreyya sineması
Çarşamba, Şubat 24, 2010
Yan Acımasız Aşk
Kimileri yakar ateşi, saklar yüreğine.
Kimileri yüreğinde yanan ateşi soğutur ki, daha fazla yanmasın
yanık olduğu kişi.
Kimileri yüreğinde yanan ateşi soğutur ki, daha fazla yanmasın
yanık olduğu kişi.
Pazar, Şubat 21, 2010
Cumartesi, Şubat 20, 2010
Aşk

Türkü ilham verdi ve yazayım dedim. Başka ne yapabilirim ki... 4 yıl sonra geri döndüm bloğuma...
Mazoşist bir aşkın buseler içindeki kötürümü...
Yürümek istiyor, çekip gitmek istiyor insan zamanla ama bir bataklığa saplanmış gibi kalıyorsun orada.
İçine bata bata boğulurken, nefes alamıyorsun ama bir yandan da hoşuna gidiyor bu durum.
Munch'ün tablosundaki gibi çığlık sadece tablonun içinde saklı kalıyor.
İnsan seviştiğinde nefes alabiliyor şeytanıyla...
Salı, Ekim 03, 2006
Sıkıntılar...
Vazgeçmek korkakların tercihidir...
***
Taviz nedir? Benim verdiğim tavizi başka kim göstermiştir? Yani bana da taviz göstermiyor deniliyorsa, karşımdaki ne yaparsa yapsın derim, çünkü bana büyük hakarettir bu cümle. Bir insan için bu kadar cabalamış, emek vermiş biri olsam da, bazen bazı şeyler iki saniyede yormayı beceriyor. Sıkıntıya giriyorum. Zaten ben de son yıllarda çıkan bir şey var, karşımda aşırı baskı veya ısrar gördüğüm an kalbim sıkışmaya başlıyor. Belki de aslan burcunda yazan kalp hastalıkları doğrudur. Bilmiyorum evde annemin ısrarlarından sonra ya da başka lüzumsuz beni rahat halimden gerilime sürükleyen her hareket sağlığımı tehlikeye sokuyor. Bu yüzden de kendimi ne kadar az sevsem de, hayatı sevdiğimden hayatta kalmayı tercih ediyorum ve bu yüzden sağlığımın iyi olması lazım ki böyle yaşamaya devam edeyim. Değil mi?
Sormak istiyorum. Her şey iyiyken neden başına dert almayı dener. Ya da her şey kötüyken elinde kalan güzel şeyleri neden batırmak için zorlar. Yani bazı şeyler yolunda gitmeyebilir ama yolunda giden bir şeyi gerilime sürüklemek bence bir nevi bilinçsiz bir harekettir. Bilinçli hareket, iki kez düşünür.
Beni suçlamaya hiç hakkı yoktur kimsenin, ben özgürlüğümü severim ve özgürlüğü kısıtlayıcı davranışlarda sıkıntıya girerim. Okul olsun, aile olsun, arkadaşlar olsun ya da sevgi meseleleri olsun. Hatta kaç kez ben kimseye bir şey açıklamadan terk ettiğim ortamlar oldu. Beni tanıyan insanlar, ani hareketler pek yapmadığımı bilirler ama işte sıkıntının seviyeleri artarsa, çok sıkıntıya girersem ani hareketlerden kaçınmam.
Sevgim neden yetmez ki kimseye?
Ben herkesi sevmiyorum ki...
Herkese vermiyorum bu imkanı.
Neden sevgimi verdiğim kişiler, kendilerine iyilik yapıp kendilerini özel hissetmezler?
Neden onun yerine umursamadığımı düşünüp entrika yaratırlar?
İnsan neden huzur tatmaya çalışmaz?
Ve benim huzuru bulmaya çalıştığım ilk kişi, huzur ortamımı elimden almak ister ki?
Bilmiyorum.
...
***
Taviz nedir? Benim verdiğim tavizi başka kim göstermiştir? Yani bana da taviz göstermiyor deniliyorsa, karşımdaki ne yaparsa yapsın derim, çünkü bana büyük hakarettir bu cümle. Bir insan için bu kadar cabalamış, emek vermiş biri olsam da, bazen bazı şeyler iki saniyede yormayı beceriyor. Sıkıntıya giriyorum. Zaten ben de son yıllarda çıkan bir şey var, karşımda aşırı baskı veya ısrar gördüğüm an kalbim sıkışmaya başlıyor. Belki de aslan burcunda yazan kalp hastalıkları doğrudur. Bilmiyorum evde annemin ısrarlarından sonra ya da başka lüzumsuz beni rahat halimden gerilime sürükleyen her hareket sağlığımı tehlikeye sokuyor. Bu yüzden de kendimi ne kadar az sevsem de, hayatı sevdiğimden hayatta kalmayı tercih ediyorum ve bu yüzden sağlığımın iyi olması lazım ki böyle yaşamaya devam edeyim. Değil mi?
Sormak istiyorum. Her şey iyiyken neden başına dert almayı dener. Ya da her şey kötüyken elinde kalan güzel şeyleri neden batırmak için zorlar. Yani bazı şeyler yolunda gitmeyebilir ama yolunda giden bir şeyi gerilime sürüklemek bence bir nevi bilinçsiz bir harekettir. Bilinçli hareket, iki kez düşünür.
Beni suçlamaya hiç hakkı yoktur kimsenin, ben özgürlüğümü severim ve özgürlüğü kısıtlayıcı davranışlarda sıkıntıya girerim. Okul olsun, aile olsun, arkadaşlar olsun ya da sevgi meseleleri olsun. Hatta kaç kez ben kimseye bir şey açıklamadan terk ettiğim ortamlar oldu. Beni tanıyan insanlar, ani hareketler pek yapmadığımı bilirler ama işte sıkıntının seviyeleri artarsa, çok sıkıntıya girersem ani hareketlerden kaçınmam.
Sevgim neden yetmez ki kimseye?
Ben herkesi sevmiyorum ki...
Herkese vermiyorum bu imkanı.
Neden sevgimi verdiğim kişiler, kendilerine iyilik yapıp kendilerini özel hissetmezler?
Neden onun yerine umursamadığımı düşünüp entrika yaratırlar?
İnsan neden huzur tatmaya çalışmaz?
Ve benim huzuru bulmaya çalıştığım ilk kişi, huzur ortamımı elimden almak ister ki?
Bilmiyorum.
...
Pazar, Eylül 24, 2006
Nerdesin...
Şu an nerdeyim biliyorum.
Bilmediğim bir şehri tanıyarak geldim.
Bilmediğim bir endişe ile gitmiştim.
Aynı durum senin için de öyle sanırım.
Bilmiyoruz ama öğreniyoruz.
Bilmediklerimizi ya da bildiklerimizi...
Günlerim dolu dolu geçti.
Eğlenceliydi.
Ama bir eksik vardı.
O da "sen"din.
Ben geldim. Şimdi sıra sen de.
Ben buradayım, peki sen neredesin?
Bilmediğim bir şehri tanıyarak geldim.
Bilmediğim bir endişe ile gitmiştim.
Aynı durum senin için de öyle sanırım.
Bilmiyoruz ama öğreniyoruz.
Bilmediklerimizi ya da bildiklerimizi...
Günlerim dolu dolu geçti.
Eğlenceliydi.
Ama bir eksik vardı.
O da "sen"din.
Ben geldim. Şimdi sıra sen de.
Ben buradayım, peki sen neredesin?
Etiketler:
www.cigdem-kosmetik.de/images/logo.jpg
Pazartesi, Eylül 18, 2006
Şimdi gidiyorum, geleceğim...
Sesim çıkmıyor kimi zaman ama napıyım seni görünce öylece kalıyorum kendi kendime.
Biliyorum geçici olarak yokum ama biliyorum ki geri döneceğim.
Seni özlüyorum...
Seni seviyorum...
Biliyorum geçici olarak yokum ama biliyorum ki geri döneceğim.
Seni özlüyorum...
Seni seviyorum...
Perşembe, Eylül 14, 2006
Sınırları Aşmak
Bir insan neden sınırlarının olduğunu kabul eder ki, ya da sınırlar korunmaya çalışılır. Sanki insanlar, birilerinin verdiği direktiflere bağlı kalmaya zorunludurlar. Ben sınırların her zaman yok olmasından yanayımdır, yani sonuçta aşılan sınırlar kötü niyetle aşılan şeyler değildiler ki, duyguların yoğunlaşması sonucu ortaya çıkarlar. Örneğin bazı kişiler aşk, sevgi ve cinselliği ayrı tutarlar. Halbuki hepsi bu üç öğenin zincirlenerek birbirine bağlanan unsurlarıdır. Ben sevmediğim bir kişiyle bunları yaşamayı aklımın ucundan bile geçirmem. Neden geçireyim. Ancak sınırların körü körüne belli bir çizgide yapıştırıcı ile yapıştırılmasından kesinlikle karşıyım.
***
Sana "gitme" demedim tabii ki. Neden diyecekmişim ki? Ben gideceğini hiç düşünemiyorum ki, aklım almıyor, öylece bırakıp herşeyi gideceksin. Bunu sen de yapamazsın, ben de...
O halde "gitme" demek bana yersiz geliyor. Çünkü gitmeyeceksin. İçimdeki konuşkan kişi öyle diyor. Gitmeyeceksin diyor. Yani sen gidince ben mutlu olacağım. Laf mı bu yani? Bu blogun şifresi bile senin adın, düşün yani sen değer vermediğim ve hiçe saydığım birisi olsan, adını niye şifrelerime koyayaım. Neden seninle görüştüğüm günlerin istatistiğini tutayım, neden b.sayarımda senin resmini arkaplanıma koyayaım. Tabii laptopta resmin yoktu oraya koyamadım o ayrı mesele.
Beni anlıyor musun?
GİTMEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEE!
***
Sana "gitme" demedim tabii ki. Neden diyecekmişim ki? Ben gideceğini hiç düşünemiyorum ki, aklım almıyor, öylece bırakıp herşeyi gideceksin. Bunu sen de yapamazsın, ben de...
O halde "gitme" demek bana yersiz geliyor. Çünkü gitmeyeceksin. İçimdeki konuşkan kişi öyle diyor. Gitmeyeceksin diyor. Yani sen gidince ben mutlu olacağım. Laf mı bu yani? Bu blogun şifresi bile senin adın, düşün yani sen değer vermediğim ve hiçe saydığım birisi olsan, adını niye şifrelerime koyayaım. Neden seninle görüştüğüm günlerin istatistiğini tutayım, neden b.sayarımda senin resmini arkaplanıma koyayaım. Tabii laptopta resmin yoktu oraya koyamadım o ayrı mesele.
Beni anlıyor musun?
GİTMEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEE!
Cuma, Ağustos 11, 2006
Dünyalar Arası Yaşam

Bana önderlik ediyor
Bana yol gösteriyorsun
Ama yolumu kaybetmiþ
Ve biraz garip hissediyorum bugün
Sanýrým kendimi hazýrlayacaðým
Karþýma çýkabilecek herþeye
Sonra neler olacaðýný göreceðiz
Gün be gün bunu yaþayacaðým
Herþeyi gördüðümü düþünmüþtüm
Bütün sorunlarýn üstesinden geldiðimi
Gelecekte beni bekleyen
Þüphem kalmayacak þekilde
Ama sonra yeni bir kart çektim
Ve sýra tekrar bana geçti
Ama bilmiyorum sonsuza dek koþmak zorunda olup olmadýðýmý
Bana ne duyduðunu söyle
Ve sonra da ne gördüðünü
Herkes dünyayý farklý bir þekilde görür
Bilmeni istiyorum ki sana bu hayatý sevdirecek
basit þeyler olduðunu öðrenmen için çok geç deðil
Burada olmak istemiyorum
Baþka bir yerde olmayý tercih ederdim
Ama oraya ulaþtýðým zaman
Onun aradýðým þey olmadýðýný görmekten korkuyorum
Bana ne duyduðunu söyle
Ve sonra da ne gördüðünü
Herkes dünyayý farklý bir þekilde görür
Bilmeni istiyorum ki sana bu hayatý sevdirecek
basit þeyler olduðunu öðrenmen için çok geç deðil
Burada olmak istemiyorum
Baþka bir yerde olmayý tercih ederdim
Ama oraya ulaþtýðým zaman
Onun aradýðým þey olmadýðýný görmekten korkuyorum
Ne istediðimi bilmiyorum
Veya nerede olmak istediðimi
Kafam daha çok karýþýyor
Günler geçip gittikçe
Pazartesi, Temmuz 24, 2006
The Kiss
Pazar, Temmuz 23, 2006
Cumartesi, Temmuz 15, 2006
ö p b e n i

Ben aslan burcuyum..
Aslan burcunun tüm özelliklerini barındırmam kendimde ama yine vardır içinden ayıklanmış özellikler...
Örneğin ben övülmeyi severim, arada övülmek sevilmek isterim.
Bazı anlarda da sevgisiz gibi görünürüm, içimde kocaman sevgi yumağı vardır ama uzaktan göndermek gelmez içimden, yakınımdayken vermek isterim o sevgiyi.
Özlerim özlerim, içimde umutsuz bulutlar dans eder ve yanımda görmek isterim sevgilimi.
Onu öpmek isterim kurallar umurumda değildir.
Ona sarılmak isterim kokusunu içime çekmek için.
Ona dokunmak isterim teninde elimi gezdirmek...
Onun benimleyken sadece beni düşünmesini ve benimleyken benim olmasını...
Beraberce mutlu olmayı...
Bu yüzden konuşamıyorum telefonlarda, ellerinden tutamadığım için.. Yakınında konuşurum *:)
Perşembe, Temmuz 13, 2006
tra la la la...

Düşler düşler...
Büyük düşler...
Bu şarkıyı seviyorum.
Biliyor musunuz?
Aklımda bu aralar sadece bir kişi var.
Mavi gözlerine baktığımda kendimi görünce mutlu olduğum kişi...
Görüşemememiz biraz sinir bozucu olsa da...
Sevgim sinirlerimin bozulmasını engelliyor.
Biliyorum çok ilgisiz biri görülebilirim uzaktan.
Ancak işte aşırı ilgi göstermek bana bunaltıcı geldiğinden, başka kişilere de aynısını uygulamamayı tercih ediyorum.
Bir de son zamanlarda bazı aksilikler oldu hayatımda.
Uzun zamandır yalnız olduğumdan maddi sorunlarım oldu azıcık.
O yüzden telefonumda kontörlerim dahi bitti.
Arayamıyorum. Sanırım aveaya geçmem lazım vakit bulursam, böylece konuşabilirim, en azından sevmediğim telefon konuşmalarını denerim onun için...
Hayatımda yarım bıraktığım işler var, kurgu ve yazı işleri..
Onları tamamlamayı istiyorum.
Her oturduğumda engel çıkıyor ve bitmiyor şu işler bezdiriyor yaz aylarında.
Biliyor musun mavi gözlü, inan ki ben tahmininden daha çok seni görmek istiyorum uzaktan değil, yakından...
Cumartesi, Temmuz 08, 2006
"Bekleyiş"...

Biliyor musunuz insanın canını ne acıtır?
Ölüm mü? Hayır!
Kavga mı? Hayır!
Terk edilmek mi? Hayır!
Reddedilmek mi? Hayır!
Cevap ne öyleyse?
Çok basit aslında
Bilinmemezlik...
İnsanların neden ve sonuç aramalarının temel noktası...
Belli olmayan şeyler zaman geçtikçe insanın içinde bir ura dönüşüyor, büyüyor büyüyor ve fazlaca insanın canını acıtıyor.
Bu yüzden de bilmeliyim herşeyi. Değer görmek istiyorum artık. Değersiz muamelesine uğramak istemiyorum.
O resimlerde sevgi vardı, hem de kocaman bir sevgi... Ancak o sevgi karşı tarafa ağır geldi ki anlaşılan bana "sevgim bitti" dedi zamanla ve hayatını düzene sokmak için bir şeyleri çıkarmam lazım dedi hayatımdan ve dedi ki "seni çıkartıyorum"... Vazgeçilebilir sadece ben mi vardım hayatında bilmiyorum. Sevgim çöpe atılmıştı, ben ne yapabilirdim ki, sevgimi çöpten aldım temizledim ve yerine koydum. Ancak ondan kalan sevgimi kocaman kalbimin zindanlarına attım. Ona bir hücre verdim. Orada açılmamak üzerine hapsedildi. Sonra zindan olmayan diğer kısımlarda sevgi üretimi yapılan fabrikalar var ve oradan yepyeni tertemiz taze taze sevgiler ürettim yine. Şu an sahibinin alıp, hiç çöpe atmamasını bekliyor. Benim sevgimi kendi sevgisiyle birleştirip hayata başka gözle bakmayı bekliyor.
Beklemek yıldırıyor onu artık ve hızlandırıyor zamanı devamlı. Zaman ilaç değil artık, tam bir zehir ve öldürüyor onu...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)











